Artık haberleri okumak, duymak istemiyoruz. Bu bizim başımızı kuma gömmek mi, yoksa kendimizi temize çıkarmak için psikolojik bir yöntem mi, ya da çaresizliğimizin bir alameti midir? Günlerdir Mardin Kızıltepe'de durmak bilmeyen kavgalar, olaylar, cinayetler başını alıp gidiyor. Olaylar üzerinde felsefe yapmak veya olayları değerlendirmek, olaylar olduktan sonra yakışık almayacaktır. Belki şurada sizinle beraber teorik olarak kurtuluşun neye bağlı olduğuna dair konuşmak ile iktifa etmek (yetinmek) daha yerinde olacaktır. Toplumların nasıl erdemliliğe eriştiklerini birkaç satırda ifade etmeye çalışacağız. Toplumun bozulması ve sosyal bir çöküntü yaşanması her asırda yaşanmış ve görülmüş bir durumdur. Bu, inançlı kesimlerde olsun veya inançsız kesimde olsun fark etmeksizin ola gelmiştir. Ama her iki tarafın düştüğü bu yoldan kendini kurtarmak için yöntemler düşünmüşler ve uygulamaya geçirmişlerdir. Herhangi bir dine bağlı olmayan toplumlardaki ahlaki çöküşün kurtuluş yöntemleri genel olarak ceza ve mükafat yoluyla olmuştur. Yani sadece maddi olarak çözüm aramışlar, ruhi, manevi ve insanın benliğine ilişecek çözümlere ulaşmamışlardır. Dolayısıyla kendi gözleriyle gördükleri kötü ahlaklardan kurtulurken aslında başka bir çöküntüye ve sapıntıya saplanmışlardır. Dindar olan toplumlar öncelikle maneviyat ve ruh ile ilgilendiği için onların kurduğu yöntemler daha etkili ve kalıcı olmuştur. Ama ne var ki zamanla tahrif edilen dinler, toplumsal bozulmaya karşı diktikleri o taşlar yerlerinden sökülüp çıkmışlardır. Bunu Peygamberimiz'den önceki dinlerde rahatlıkla görebiliriz. Bu dinlerin toplumsal düzeni nasıl kurduğunu ve insanı ıslahı nasıl yaptığını Peygamber Efendimizin getirdiği dinden örnekler verip anlayabiliriz. Arap Yarımadası'nı okuduğumuzda görüyoruz ki, oradaki insanların vahşeti hiçbir toplumda şu anda görülmemiş. Zira şu andaki en vahşiyane ruhlara sahip olanlar bile ancak başkalarının çocuklarını öldürebilirler. Ama biz o zamanki Arapların ahlak çöküntüsüne baktığımız zaman, bir insanın rahatlıkla kız çocuğunu diri diri toprağa gömebildiğini görüyorduk. Yani hiçbir toplumun birbirine yapamadığı vahşeti onlar kendi çocuklarına rahatlıkla yapabiliyordu. Peki bu akıl almaz vahşeti ve buna benzer ahlaki bozuklukları Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) ne kadar kısa bir dönemde onları öyle medenî ve ahlak açısından numune olacak insanlara çevirdi? Öyle ki, insan eğer bu tarih mütevatir derecesinde nakledilmemişse, belki inanmaz ve inanmakta çok çok zorluk çeker. Zira kız çocuklarını diri diri gömenler, İslam dinine girdikten sonra bakıyoruz ki, kız çocukları vefat edince mezarlarının başında saatlerce ağlar dururlar. Hatta öyle ki, hanımları vefat eden bazı sahabeler: "Ya Resûlullah, dua et biz de ölelim, hanımdan sonra yaşamak istemiyoruz," derler. İşte burada "Nereden nereye?" demeden edemiyor insan. Düne kadar kadın, hayvandan daha aşağıyken ve namusa leke getiren bir nesne iken, kısa bir dönem sonra, belki iki veya üç yıl geçmeden, öyle bir toplum hâli alıyor ki, küçük çocuklarını öpmeyen, "Ya Resûlullah, ben onları fazla öpemiyorum" diyen birine, Peygamber ona sitem eder ve der ki: "Allah sana merhameti vermemişse ben ne yapayım?" Ve o terbiye edilmiş ruhlara kanun ve nizam koyar. Öncelikle onların ruhi eğitiminden geçirdiğinden dolayı, onlar için o nizama ve kanuna uymak gayet kolay ve rahat olmuştur. Peki bu kadar başarılı olan bir nizam ve bu kadar pozitif tecrübelerle günümüze kadar gelen bir din, niçin bu dinin ehli çareyi başka kanunlarda buluyorlar? Görüldüğü üzere, ne kadar insan benliğinden uzaklaşırsa bile, ancak kendi öz çocuklarını diri diri gömebilirler. Ve onlar bu haldeyken bile İslam için onları düzeltmek gayet basit ve kolaydır. Günümüzdeki sorunlara ve problemlere, özellikle kendi coğrafyamızda, memleketimizde ve mahallemizdeki hayatî problemlerin, maddi problemlerin, sosyolojik problemlerin yegâne çaresi İslam'dır dediğimiz zaman, belki bazıları ne dediğimizi anlayamaz ve meselenin tam farkında olmadığından dolayı her zaman çareyi beşerî yöntemlerde bulur. Eğer gerçekten düzelmek için çabalıyorsak ve bunu canı gönülden istiyorsak, tecrübeye dayalı bir yöntem kullanmak daha akıllı olmaz mı?